Öne Çıkanlar İstanbul Bayram namazı saati Chernobyl 5. Bölüm 10 Mayıs 27 Mart Kırgızistan

Faruk Nafız Çamlıbel Şiirleri

Faruk Nafız Çamlıbel, şiirleri ile çok sevdiğimiz Edebiyatçılarımızdan biridir. Faruk Nafız Çamlıbel 1925'de ilk şiirini yayınlamıştır. 

1922 Yılında  Kayseri'yeKayseri Lisesi'ne atandığı dönemde Han Duvarları şiirini yazmıştır. Hanların duvarlarına yazılan dörtlükleri dile getiren usta şairin birçok şirleri vardır. 

Han Duvarları 

Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı 
Bir dakika araba yerinde durakladı. 
Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar, 
Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar... 
Gidiyorum, gurbeti gönlümle duya duya, 
Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya 
İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık! 
Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık, 
Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı... 
Arkada zincirlenen yüksek Toros dağları, 
Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler, 
Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler... 
Ellerim takılırken rüzgarların saçına 
Asıldı arabamız bir dağın yamacına, 
Her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık, 
Bu ıslakla uzayan, dönen kıvrılan yollar. 
Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar 
Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu. 
Gökler bulutlanıyor, rüzgar serinliyordu. 
Serpilmeye başladı bir rüzgar ince ince, 
Son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince 
Nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi 
Yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi 
Gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine 
Yol, hep yol, daima yol... bitmiyor düzlük yine. 
Ne civarda bir köy var, ne bir evin hayali 
Sonunda ademdir diyor insana yolun hali, 
Arasıra geçiyor bir atlı, iki yayan 
Bozuk düzen taşların üstünde tıkırdıyan 
Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor, 
Uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor... 
Kendimi kaptırarak tekerleğin sesine 
Uzanmış kalmışım yaylının şiltesine, 
Bir sarsıntı... uyandım uzun süren uykudan; 
Geçiyordu araba yola benzer bir sudan 
Karşıda hisar gibi Niğde yükseliyordu, 
Sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu; 
Ağır ağır önümden geçti deve kervanı, 
Bir kenarda göründü beldenin viran hanı. 
Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri 
Atlarımız çözüldü, girdik handan içeri 
Bir deva bulmak için bağrındaki yaraya 
Toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya. 
Bir noktada birleşmiş vatanın dört bucağı 
Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı, 
Bir pırıltı gördü mü gözler hemen dalıyor, 
Göğüsler çekilerek nefesler daralıyor, 
Şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı 
Her yüzü çiziyordu bir hüzün kırışığı, 
Gitgide birer ayet gibi derinleştiler 
Yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki çizgiler... 
Yatağımın yanında esmer bir duvar vardı, 
Üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı; 
Fani bir iz bırakmış burda yatmışsa kimler, 
Aygın baygın maniler, açık saçık resimler... 
Uykuya varmak için bu hazin günde, erken, 
Kapanmayan gözlerim duvarlarda gezerken 
Birdenbire kıpkızıl birkaç satırla yandı; 
Bu dört mısra değil, sanki dört damla kandı 
Ben garip çizgilerle uğraşırken başbaşa 
Raslamıştım duvarda bir şair arkadaşa; 
"On yıl ayrıyım Kınadağı'ndan 
Baba ocağından yar kucağından 
Bir çiçek dermeden sevgi bağından 
Huduttan hududa atılmışım ben" 
Altında da bir tarih. Sekiz mart otuz yedi.. 
Gözüm imza yerinde başka ad görmedi. 
Artık bahtın açıktır, uzun etme arkadaş! 
Ne hudut kaldı bugün, ne askerlik, ne savaş; 
Araya gitti diye içlenme baharına,

Huduttan götürdüğün şan yetişir yarına! 
Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk 
Soğuk bir mart sabahı... Buz tutuyor her soluk 
Ufku tutuşturmadan fecrin ilk alevleri 
Arkamızda kalıyor şehrin kenar evleri 
Bulutların ardında gün yanmadan sönüyor, 
Höyükler bir dağ gibi uzaktan görünüyor... 
Yanımızdan geçiyor ağır ağır kervanlar, 
Bir derebeyi gibi kurulmuş eski hanlar 
Biz bu sonsuz yollarda varıyoz, gitgide, 
İki dağ ortasında boğulan bir geçide 
Sıkı bir poyraz beni titretirken içimden 
Geçidi atlayınca şaşırdım sevincimden 
Ardımda kalan yerler anlaşırken baharla 
Önümüzdeki arazi örtülü şimdi karla 
Bu geçit sanki yazdan kışı ayırıyordu 
Burada son fırtına son dalı kırıyordu 
Yaylımız tüketirken yolları aynı hızla 
Savrulmaya başladı karlar etrafımızda 
Karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü; 
Kar değil, gökyüzünden yağan beyaz ölümdü... 
Gönlümde can verirken köye varmak emeli 
Arabacı haykırdı *İşte Araplıbeli* 
Tanrı yardımcı olsun gayri yolda kalana 
Biz menzile vararak atları çektik hana. 
Bizden evvel buraya inen üç dört arkadaş 
Kurmuştular tutuşan ocağa karşı bağdaş 
Çıtırdayan çalılar dört cana can katıyor 
Kimi haydut kimi kurt masalı anlatıyor 
Gözlerime çökerken ağır uyku sisleri 
Çiçekliyor duvarı ocağın akisleri 
Bu akisle duvarda çizgiler beliriyor 
Kalbime ateş gibi şu satırlar giriyor 
"Gönlümü çekse de yarin hayali 
Aşmaya kudretim yetmez cibali 
Yolcuyum bir kuru yaprak misali 
Rüzgarın önüne katılmışım ben" 
Sabahleyin gökyüzü parlak, ufuk açıktı 
Güneşli bir havada yaylımız yola çıktı 
Bu gurbetten gurbete giden yolun üstünde 
Ben üç mevsim değişmiş görüyordum üç günde 
Uzun bir yolculuktan sonra İncesu'daydık 
Bir han yorgun argın tatlı bir uykudaydık 
Gün doğarken bir ölüm rüyasıyla uyandım. 
Başucumda gördüğüm şu satırlarla yandım! 
"Garibim namıma Kerem diyorlar 
Aslı'mı el almış haram diyorlar 
Hastayım derdime verem diyorlar 
Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış'ım ben" 
Bir kitabe kokusu duyuluyor yazında 
Korkarım yaya kaldın bu gurbet çıkmazında 
Ey Maraşlı Şeyhoğlu, evliyalar adağı! 
Bahtına lanet olsun aşmadıysan bu dağı! 
Az değildir, varmadan senin gibi yurduna 
Post verenler yabanın hayduduna kurduna! 
Arabamız tutarken Erciyes'in yolunu 
Hancı dedim bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu'nu? 
Gözleri uzun uzun burkuldu kaldı bende, 
Dedi 
Hana sağ indi ölü çıktı geçende! 
Yaşaran gözlerimde her şey artık değişti 
Bizim garip Şeyhoğlu buradan geçmemişti... 
Gönlümü Maraşlı'nın yaktı kara haberi. 
Aradan yıllar geçti işte o günden beri 
Ne zaman yolda bir hana raslasam irkilirim, 
Çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim 
Ey köyleri hududa bağlayan yaslı yollar 
Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar! 
Ey garip çizgilerle dolu han duvarları 
Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları!...

Dün Bir Kadın Ağladı 


Güneşle ayın bile girmediği bir yerde 
Dün ancak gözyaşıyle sönen bir ateş yandı. 
Sesini yükselterek karşımda perde perde, 
Dün bir kadın ağladı, bir gönül parçalandı... 
Kolumun çemberine atarak varlığını 
Yandı, yandırdı beni canlı bir kor yığını! 
Dün bir kadın gözünün gördüm yaşardığını, 
"Senin adın ne?" dedim."Sorma" diye kıvrandı. 
Derdini birbir açtı karşısında ocağın,

Gözleri dopdoluydu, saçları darmadağın. 
Her gece bir yabancı barındıran yatağın 
Baş ucundan göklere bir ah olup uzandı. 
Anlattı her kulağın duyduğu yalanları, 
Kalbini üç beş karış kumaşla alanları, 
Nasıl çevirdiğini yolda geç kalanları... 
En hazini evine tek döndüğü zamandı! 
İçim bir zindan gibi kilitlendi sevince, 
Bu zindanda çiçekten beyaz, ipekten ince, 
Aldatılmış, atılmış kadınlar birleşince 
Göynümdeki canavar zincirinden boşandı...

Firari 

Sana çirkin dediler, düşmani oldum güzelin, 
Sana kafir dediler, diş biledim Hak'ka bile. 
Topladin saçtigi altinlari yüzlerce elin, 
Kahpelendin de garez bagladim ahlaka bile... 

Sana çirkin demedim ben, sana kafir demedim, 
Bence dinin gibi küfrün de mukaddesti senin, 
Yaşadin beş sene kalbimde misafir demedim. 
Bu firar aklina nerden, ne zaman esti senin? 

Zülfünün yay gibi çelik tellerine 
Takilan gönlüm asirlarca peşinden gidecek. 
Sen bir ahu gibi dagdan daga kaçsan da yine 
Seni aşkim canavarlar gibi takip edecek...

Son Aşık 

Hasretinle geçiyorken bu gençlik çağım, 
Ey sevdiğim, ben ümitsiz değilim gene 
Ak düsünce saçların kumral rengine 
Kollarında son aşıkın ben olacağım. 

Ey başında şimdi sevda rüzgarları esen, 
Böyle her gün yollarımdan geçsen de süzgün 
Sen benimsin büsbütün terk olunduğun gün ... 
O mukadder günü, bilmem, düşündün mü sen? 

Ben bir beyaz saçlı aşık, sen bir ihtiyar ... 
O gün bana yaklaşırken ey ilahi yar, 
Esirgeme gözlerimden bir son buseni, 

Kirpiğinden yavaş yavaş bir damla aksın, 
Çünkü, ruhum, sen de o gün anlayacaksın 
Ki hiç kimse benim kadar sevmemiş seni!

Son Beklediğim 

Ufkumda bulutlar kümelerken kara bahtım, 
Ben her gönül ufkunda doğan sabahtım. 
Devran herkese taslarla zehir sundu da birden 
Ben herkese bir neşe yarattım o zehirden. 
Bir köprü kurup, zulmetin ardında, seherle, 
Bildim gülüp eğlenmeyi ömrümce kederle. 
Alnımdaki her çizgi beyaz bir gece saklar, 
Bir başka şafaktır saçımın gördüğü aklar. 
Farkım ne, emel kaynağı bir körpe çocuktan, 
Madem ki henüz gelmedi son yolcum ufuktanÖmrümce neden yılları zincir gibi çektim, 
Madem ki bir aşk uğruna can vermeyecektim? 
Bir müjde taşır her gün uzaktan bana rüzgar; 
Elbet gelecek, gelmedi, bir beklediğim var! 

Son beklediğim gelmeden, ölsem de yüzünde, 
Devran bulacak yar ile ağyarı hüzünde. 
İsmim gezecek pembe dudaklarda elemle, 
Gözler dolacak bir çocuk ölmüş gibi nemle, 
Bir günde doğup can veren altın kelebekler, 
Bizden daha genç bir şair öldü diyecekler!

Eriyen Adam 

Gözlerim gözlerinde dinlenirken eriyor, 
Eriyor yaklaşırken dudağına dudağım. 
Zerrelerim çözülmüş gibi sesler veriyor, 
Ben sıcak bir denize inen buzdan bir dağım. 

Yanında damla damla bittiğimi duyarım, 
Yoklarım yerinde mi yüzüm,alnım,saçlarım? 
Bir göğüs geçirerek derim ki:'Yine varım, 
Fakat bir rüya gibi şimdi kaybolacağım 
Bir gün,için içimde neyim varsa alacak, 
Varlığım bir su olup kabından boşalacak, 
Benden nişan olarak kucağında kalacak 
Boş bir yığın:Elbisem,gömleğim,boyunbağım.

İstanbul 

Şehremini Cemil Paşa'ya 

Bütün hayatı uyur bir sema-yı mühmelde 
Geniş ufukları efsanevi hikayelerin 
Tasavvur ettiği gökler kadar beyaz, narin, 
Minarelerle müzeyyen, sevimli bir belde... 

O mai dalgaların bu sesiyle perverde 
Sevahilinde güler ruhu başka bir denizin,Gezer bu levhaya ait bir ihtiram-ı hazin 
Melul hisli mükedder nazarlı gözlerde. 

Bütün bedayi'-i ezman, nefais-i a'sar 
Bu mai çehreli İstanbul'un beyaz ve uzun 
Ufuklarında bulur penah si'r ü füsun 

Dalınca gözlerim ağlar bu hüsn-i sakinde; 
Bu beldenin uyuyan bir başka güzellik var 
Bütün tulu' ve gurubunda, subh u leylinde

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Boncuk 2 yıl önce

Siir gecesi yasattiniz,kaleminize sağlık...