Öne Çıkanlar Mindhunter Çernobil Sırları Türkçe Dublaj İzle 11 Haziran Mine Tugay Aktif Kömürün Faydaları

Trump'ın sözde barış planı ve Fas'ın tutumu

Fas-İsrail ilişkilerinin normalleşme sürecine girmesini amaçlayan Tel Aviv yönetimi, bu amaçla ABD'nin Batı Sahra’da bir konsolosluk açarak Fas’ın Sahra bölgesindeki otoritesini tanımasını sağlamak için lobi faaliyetleri yürütüyor.

Son zamanlarda gündemi meşgul eden ve "Yüzyılın Anlaşması" şeklinde lanse edilen sözde barış planı, tüm dünyada geniş yankı buldu. ABD Başkanı Trump tarafından kamuoyuna açıklanan ve Filistin’in geleceğini hedef alan bu plan, Filistin meselesinde eskiden beri başat bir rol oynamaya çalışan Fas’ta da ciddi tartışmalara yol açtı. Fas Dışişleri Bakanı Nasır Burita, Amerikan yönetiminin ilk defa iki devletli bir çözüm önerisi sunduğuna değinerek barış için sarf edilen gayreti takdirle karşıladıklarını belirtti. Burita, açıklamalarına gelen eleştirilere ise ‘’Filistinlilerden çok Filistinli olmaya gerek yok. Fas’ın öncelikli meselesi Sahra meselesidir’’ şeklinde cevap verdi.

Bununla beraber iki ülke arasında turizm ve Fas resmi makamları tarafından kesin olarak reddedilse de ticari düzlemde devam eden irtibatların resmi ilişkilerin yeniden tesis edileceği bir "normalleşme" sürecine girmesi muhtemel görünmüyor.

Netanyahu’nun Fas politikası

İsrail’de yayın yapan Kanal 13’e atfedilen bir habere göre İsrail, uzunca bir süredir ABD nezdinde bir takım lobi faaliyetlerinde bulunmaktaydı. Bu faaliyetlerin amacı, ABD'nin Batı Sahra’da bir konsolosluk açarak Fas’ın Sahra'daki otoritesini tanımasını sağlaması ve bunun karşılığında Fas-İsrail ilişkilerinde normalleşme sürecine girilmesiydi. Fas Dışişleri Bakanı Burita, iddiaları kesin bir dille yalanlamadığı gibi Fas diplomatik geleneğinin bu nevi medya kaynaklı iddialara cevap vermeye müsaade etmediğini de ifade etti.

1975’te Fas, İspanyolların yeni terk ettikleri sömürgeleri olan Batı Sahra’yı "Yeşil Yürüyüş" adlı hareketin akabinde ilhak etmişti. Sahra’daki Fas otoritesini tanımayanlar ise Sahra Demokratik Arap Cumhuriyeti’ni ilan etmişlerdi. Bu hadiselerin neticesinde ortaya çıkan Polisario örgütü ile Fas devleti arasında çatışmalar 1991’deki ateşkese kadar devam etti. Bugün, Sahra topraklarının yüzde 90’ı Fas Krallığı’nın kontrolünde. Dolayısıyla Burita’nın ifade ettiği gibi Sahra meselesi, Fas için öncelikli mesele. Bu zaviyeden bakıldığında iddialar doğru ise Fas’ın, ABD'nin bölgede bir konsolosluk açması durumunda çok önemli bir koz elde edeceği aşikâr. İsrail kanadında ise Netanyahu, bu anlaşma ile birlikte Fas ile ilişkilerde normalleşme sürecine girilmesinin öncüsü olarak iç politikada elini güçlendirmek niyetinde. Zira bugün İsrail’de 800 bin civarı Fas asıllı Yahudi olduğu ifade edilmekte. Axios isimli Amerikan haber sitesine göre bu anlaşmanın ABD'ye daha doğrusu Trump’a sağlayacağı kazanç ise İsrail ile Arap devletleri arasında arabuluculuk yapmaktan fazlası değil. Yani öne sürülen anlaşmanın en az kazançlı tarafı ABD gibi görünüyor. Hatta Washington için anlaşmada belirtilen şekilde atılacak bir adım, Cezayir ile ilişkileri doğrudan olumsuz etkileyeceğinden ötürü kazançtan ziyade zarara sebebiyet vermesi kuvvetle muhtemel. Nitekim mevzu bahis anlaşmanın gerçekleştirilmemiş olması da ABD'nin buna pek sıcak bakmadığı şeklinde yorumlanabilir.

Bu üçlü anlaşma için aracı vazifesi gören kişinin Yariv Elbaz isimli Faslı Yahudi bir iş adamı olduğu öne sürülüyor. Trump’ın damadı ve sözde barış planının mimarı Jared Kushner’in, İsrail ile Arap devletleri arasında ortak bir zemin ve diyalog temini için çalıştığı da biliniyor. 2019 Mayıs ayında Fas’a bir ziyaret gerçekleştiren Kushner, Kazablanka’da Yariv Elbaz’ın refakatinde Yahudi mezarlığını ziyaret etmişti.

Netanyahu’nun bu anlaşma için ABD eski ulusal güvenlik danışmanı John Bolton’un görevden alınmasından hemen sonra harekete geçmesi bir başka dikkat çekici husus. Zira John Bolton Batı Sahra meselesine özellikle eğilmekte ve bu meselede Fas karşıtı bir tutum sergilemekteydi. Son olarak 2019 Kasım ayında ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun Fas ziyareti esnasında bu ziyarete Netanyahu’nun da iştirak etmek istediği gündeme gelmişti. Yetkililere son dakikada bildirilip bir oldubittiye getirmek suretiyle gerçekleştirilmek istenen bu ziyaret Fas tarafının tepkisini çekti ve reddedildi. Beklenenin aksine Pompeo’nun ziyareti boyunca Fas Kralı 6. Muhammed tarafından kabul edilmemesi, Fas’ın tepkisinin yansıması niteliğindedir, denilebilir.

Yahudiler için Fas’ın önemi

Fas Yahudilerinin tarihi İslam öncesi döneme kadar uzanıyor. İspanya’daki Reconquista (İspanyolların Endülüs'ü ele geçirmesi) sürecinde Müslümanların yanında birçok Yahudi de Fas topraklarına göç etmek zorunda kalmıştı. 1860 tarihinde Fransa’da kurulan Evrensel Yahudi Birliği (Alliance İsraélite Universelle) ilk okulu 1862’de Fas/Tetvan’da açmıştır. 1912’de Fas’ın Fransız himayesine girmesiyle Fas Yahudileri epey çalışmaya konu olmuşlardır. Mellah adı verilen ve Müslümanlarınkinden ayrı tutulan mahallelerde yaşayan Yahudiler, 1948 yılında Fas nüfusunun yaklaşık yüzde 3'lük bir bölümünü teşkil etmekteydi. Aynı sene İsrail devletinin kurulması ile Fas’tan Yahudi göçü hız kazandı. 1956’da bağımsızlığını kazanan Fas, bu göçleri yasaklayarak önüne geçmeye çalışsa ülke içerisinde sık sık zuhur eden çatışmalar neticesinde Kral 2. Hasan’ın müsaadesiyle İsrail, Fas’ta birkaç tahliye operasyonu gerçekleştirmişti.

Kral 2. Hasan Arap-İsrail ilişkileri bağlamında önemli rol oynamış bir şahsiyettir. 1977'de Enver Sedat’ın Kudüs ziyaretine ön ayak olması, 1986’da dönemin İsrail Başbakanı Şimon Peres ile Fas’ın İfran şehrinde görüşmesi ve 1993 Oslo görüşmelerindeki faaliyetleri buna örnek olabilecek bazı hadiselerdir. 2. Hasan Arap devletleri ile İsrail arasında arabuluculuk yaptığı gibi 1973 Yom Kippur savaşı esnasında Suriye ordusuna destek amaçlı Fas birliklerini göndermekten de geri durmamıştır. 2. Hasan’ın 1999’da vefat etmesiyle yerine oğlu 6. Muhammed geçmiştir.

2000 senesinde İsrail Başbakanı Ariel Şaron’un Mescid-i Aksa’ya girmesi üzerine başkent Rabat’ta bulunan İsrail İletişim Ofisi’ni kapatarak İsrail ile resmi ilişkilere son veren Fas, her defasında bu hususun altını çizse de yakın zamanda yapılan çalışmalar göstermektedir ki İsrail ile ciddi ekonomik ilişkiler söz konusudur. Öyle ki iki ülke arasındaki ticaret hacminin 150 milyon dolar civarı olduğu ifade edilmekte. 2016'da Fas Ticaret Bakanı Muhammed Abbu, Fas’ın İsrail ile hiçbir şekilde ticari ilişkisinin olmadığını ve İsrail ürünlerinin ülkeye girmesine karşı savaş verdiklerini belirtse de İsrail istatistik bürosu verileri ticari ilişkilerin boyutlarını rakamlarla ortaya koymuştur. Fas kamuoyunun İsrail ile ilişkilerde normalleşmeye karşı sergilediği sert tutum bu ilişkilerin gizli tutulmasındaki temel neden olarak yorumlanabilir.

İlişkilerde normalleşme ihtimali

5 bin civarı Yahudi nüfusun yaşadığı Fas, İsrailli turistlerin son dönemde sıklıkla tercih ettikleri bir ülke. Bilhassa Fas kökenli Yahudiler, düzenli olarak eski memleketlerini ziyaret etmekteler. Halihazırda Fas ile İsrail arasında doğrudan uçuş imkanı bulunmasa da 2020 mayıs ayında iki ülke arasında doğrudan uçuşun başlayacağına dair iddialar mevcut.

Peki yukarıda işaret edilen, bilhassa turizm ve ticaret üzerinden yürüyen ilişkilerin artarak devam etmesi, her iki tarafın resmi ilişkileri yeniden tesis etmesine varacak bir ‘’normalleşme’’ sürecinin habercisi midir? Bu soruya net bir cevap vermek zor olmakla birlikte Fas kamuoyunun Filistin meselesinde takındığı tavır şimdilik bunun mümkün olmayacağını söylüyor. Dışişleri Bakanı Nasır Burita’nın tepki çeken açıklamalarıyla, İsrail ile ilişkilerde olası bir normalleşme sürecine girilmesi durumunda karşılaşacağı tepkiyi ölçmek istemiş olması da muhtemel. Zira "Yüzyılın Anlaşması" tartışmaları esnasında Filistinli otoriteler Fas’ın bu meselede takındığı tavırdan memnun olduklarını ifade etmişlerdi. Ayrıca Nasır Burita’nın 8 Şubat’ta Ürdün’ün başkenti Amman’da Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ile görüşmesi de bu görüşleri destekler niteliktedir. Bu ziyaret sırasında Burita, Kudüs Komitesi Başkanı unvanını haiz Fas Kralı 6. Muhammed’in mesajlarını aktarmış ve Mahmud Abbas da 6. Muhammed’in Filistin’e desteğinden bahisle kendisini selamlamıştır. Filistin meselesinde Kudüs’ün statüsüne dair hassasiyetini her fırsatta ifade eden Fas’ın İsrail ile ilişkilerinde görünür bir normalleşme sürecine girmemeye özen göstereceği aşikâr. Fakat Fas’ın yumuşak karnını teşkil eden Sahra meselesi de diğer devletlerin elinde bir diplomatik koz olmaya devam edecek gibi görünüyor.

Kaynak: 1
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.