Öne Çıkanlar Çocuk parası çernobil dizi izle 26 Haziran Çernobil Sırları Türkçe Dublaj İzle canlı maç

Anne Sevgisi

“Şehrin kenar mahallesinde, eski ahşap bir evde kirada oturuyorduk.

Mahalle çeşmesinde bir süre bekleyip sıramız gelince doldurduğumuz su kaplarını eve taşıyıp kazana boşaltır tekrar giderdik. Köyden okumak için gelen iki amcam da bizde kalırdı. Kışın ısınmak için sobanın etrafına toplanır, aynı odada beş kardeş ve amcalarımla ders çalışırdık. 

Küçük bir ahşap evde dokuz kişilik aile kalıyorduk. Babam Keser Hoca namıyla sevilen bir insandı. Yatılı misafiri eksiz olmazdı. Köyden, kentten şehirde işi olan, askerden gelen akşam vakti köye vasıta bulamayan akrabalar, bizde misafir olarak geceyi geçirirlerdi. Babam, yolda kalmış olanlara, muhtaçlara, hastalara yardım etmenin faziletini bilir, kollayıp gözetler. Hep iyilik tavsiye ederdi.

O çocukluk yıllarımızda Annemin çektiği sıkıntıları pek fark etmezdik. Mütemadiyen dokuz, on kişiye yemek hazırlamak, giydirip kuşatmak, ev işleri, temizliği, çamaşırı… En önemlisi geçim sıkıntısı nedeniyle kıt kanaat yaşantımız, güçlüklerle, sıkıntılar, temininde güçlük çektiğimiz ihtiyaçlar… 

Annem belki de her gün köyde horozlar öterken kalkıp hayvanlara bakmak, yemlerini vermek, ahır temizliği yapmak, inekleri sağmak gibi ev işlerinden, bağ bahçe, tarla işlerinden kurtulup şehirde rahat edeceğini düşünmüş olabilir. Onun şehirde dört duvar içinde sıkıntılar, zahmetler, zorluklarla geçmiş bir ömrünün olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum. O fedakârlıkla bizleri büyüttü, okuttu, terbiyeli yetiştirdi. 

Annem, din görevlisi olan babama laf gelmesin diye titizlenirdi. Giyimi, kılık kıyafeti, zamanda yemeğinin hazır edilmesi, seherde sabah namazı hazırlıkları… Komşularla iyi geçinmek ve örnek bir aile olarak herkesle iyi dostluklar kurmak, geçim ehli olmak... Mahallenin kadınları okutmak annemin güzel hasletleri arasındaydı. Komşumuz yaşlı ve hasta Nurten Teyzeye hâl hatır sorar, destek olur, yardım ederdi. 

Şimdi o kenar mahalleyi hayal meyal hatırlıyorum… Birbirine bitişik kerpiç evlerden rast gele dışarıya uzatılmış soba borularından çıkan simsiyah kömür dumanları mahalleyi kaplardı. Çatısı olmayan ahşap evlerin üstünde biriken kar temizleyenler, kar üstünde odun parçalayanlar, kömür taşıyanlar ve yiyecek ve yakacak sıkıntısı çeken yoksul ailelerin yürek sızlatan dramı…

Babam vefat edeli yıllar oldu. Geçen yıllarla beraber eskidi her şey… Annem şimdi 87 yaşında halinden şikâyet etmeyen, mübarek bir insan. Bizimle kalıyor. Eski alışkanlığı hiç durmaz, fırsat buldukça evin etrafındaki bahçeye atar kendini. Bir şeyler eker, diker. Kur’an okur, dua eder. Ramazan ayında yakın camide teravih namazına devam eder.” Annesini Ayşe Teyze’yi böyle anlattı, İbrahim Keser.

Geçtiğimiz pazar günü “Anneler Günü” kutlandı. Şefkat kahramanı annelerin değerini anlamak için mazinin enginliklerinde ömür tüketmiş, çile çekmiş, iz bırakmış annelerin ibret dolu, destansı fedakârlık hikayeleriyle çocuk kalbinde yeşeren anne şefkatinin, özlem dolu keskin iksirini birlikte hatırlamalıyız…

Sosyal Hizmetlerde korunmaya muhtaç çocuklara meslek hayatını adamış, onların hislerini, duygularını, özlemlerini, rüyalarını, hayallerini kendi kalbinde hissetmiş bir gönül insanı, başarılı bir bürokrat Hulusi Armağan Yıldırım. Onun kimsesiz çocukların dünyasından çiçekler gibi topladığı anıları anlatan “Zor Çiçekler” adında değerli bir kitabı var. 

O kitapta anne sevgisinden mahrum kalmış, anne şefkatini tatmamış, anne sıcaklığını hissetmemiş çocukların kalbinden, hayallerinden, ümitlerinden süzülmüş “Anne” ile ilgili acıtan duyguların zor sorularına beraber bakalım: 

“Hocam ben annemi hiç görmedim. Annelerin bir kokusu varmış. Çocuklar annelerine sarılınca o kokuyu duyarmış, öyle diyorlar. O nasıl bir koku hocam? Küçükken yuvaya gelen gönüllü annelere sarılırdım; parfüm kokusu dışında bir koku almazdım. Yoksa bu koku parfüm kokusu gibi bir koku mu?”

“Hocam, okulda anne babası olan çocuklar korktuklarında ‘Anne!’ diye bağırıyorlar. Ben korktuğumda ‘anne’ diyemiyorum, acaba neden?”

“Anneleri olan çocuklar, annelerine bir şey sorduğunda anneleri hep ‘Efendim anneciğim,’ diyor. O çocuk, o kadının annesi mi hocam?”

“Hocam, bazı gönüllü anneler yuvaya gelince ağlıyorlar. Biz ağlanacak bir şey yapmıyoruz ki.”

“Ben ölürsem arkamdan kim ağlar hocam? Beni kimsesizler mezarlığına mı gömerler hocam?”

“Anneler çiçekleri neden çok sever hocam?”

“Hocam, benim annem beni doğururken ölmüş. Benim annem cennete gitmiş midir?”

“Anneler karşılık beklemeden severmiş. Yoksa onlar insanüstü varlıklar mı hocam?”

Masum çocukların saf dimağlarından gelen sorular yumağı, belki ruhumuzun derinliklerinde yeni ufuklar açar!.. Belki vicdanımızdaki merhamet duygusuna tesir eder de annelerin ayaklarının altından geçen “Cennete” giden yolumuzu buluruz… Anneye olan sevgi ve saygıyı idrak ederek o şefkat kahramanlarına olan sorumluluklarımızı eksizsiz yerine getirecek şuuru elde ederiz…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Boncuk 2 ay önce

Harika bir paylaşım,kaleminize ve yüreğinize sağlık...