version="1.0" standalone="yes"?> Dost sitelerimiz sohbet odaları - sohbet <
Öne Çıkanlar türk-iş çalışanları Oda tv Lohusa pijama Benim Tatlı Yalanım 3. Bölüm Fragmanı kredi faizi

Acil servisten adliye koridorlarına başarı öyküsü !

Erkin Göçmen henüz 38 yaşında genç bir avukat. Hasta ve hekim haklarıyla ilgili davalara bakıyor. Onu, diğer hukukçu-lardan ayıran en büyük özelliği ise aynı zamanda tıp doktoru olması… 10 yıl hekimlik yaptıktan sonra mesleği bırakan ve hukuk fakültesini bitirir bitirmez soluğu adliye koridorlarında alan Göçmen, bu özelliği ile Türkiye’de tek. Çünkü son yıllarda hekimler hukuk eğitimi alma trendine ayak uydursa da onun gibi meslek değiştireni yok.

Bu cesur adımı atmasını ise daha ilk yıl aldığı kararına bağlıyor: ‘Mesleğe başladığım yıl ‘Hekimlik bana göre değil, 35’imden sonra kesinlikle yapmayacağım’ dedim. Ama tıpla ilgili bir işe geçiş yapmam gerekiyordu. Bu nedenle de hukuk okuyup sağlık hukuku alanında bir şeyler yapmak istedim.’ Kendine verdiği bu sözü tutan Göçmen, 2000 yılında kazandığı 9 Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni dört yıl sonra bitirip tam 34 yaşında avukatlık cüppesini geçirmiş omuzlarına.

HEM OKUDU HEM ÇALIŞTI

Erkin Göçmen’in duyanların şaşkınlıkla karşıladığı hikayesi iki erkek kardeşinden birinin doktor, diğerinin avukat olmasıyla daha da renkleniyor. Göçmen ‘Üç kardeşiz ama ailede iki doktor, iki avukat var’ diyerek işi espriye vuruyor.

Göçmen’in Adana Erkek Lisesi’nin ardından 1987’de kazandığı İstanbul Tıp Fakültesi’nde başlayan tıp macerası, önce Van ve Adıyaman’daki mecburi hizmetlerle, ardından Ankara’ya baba ocağına dönüp bir hastanede pratisyen hekim olarak çalışmaya başlamasıyla normal seyrinde ilerledi. Ardından 9 Eylül Hukuk Fakültesi’ni kazandı ve bir yandan doktorluğuna devam edip bir yandan da İzmir-Ankara arası mekik dokudu.

HASTALAR ŞİMDİ MÜVEKKİLİ

2004 yılında hukuktan mezun olur olmaz acil servis koridorlarına veda ederek bir hukuk bürosu açan Göçmen ‘Tam idealimdeki gibi oldu, 34 yaşımda hekimliği bıraktım ve avukatlık yapmaya başladım. Hem Tabip Odası hem Ankara Barosu’na üyeyim. Hasta hakları, hekimleri ilgilendiren davalar, kısaca tıp sektörüyle alakalı davaları almaya başladım’ diyor.

Göçmen, iki meslek arasındaki ortak noktaları şöyle sıralıyor: ‘Nasıl ki hekim hasta ayırt edemezse, avukat da müvekkil ayırt edemez. Mesleğe başladığımda çevremdekiler sadece hekimlerin avukatlığını yapacağımı sandı. Oysa müvekkillerimin yarıdan fazlası hasta veya hasta yakını…’

DAHA AVANTAJLIYIM

Türkiye’de tıbbi davaların sayısının azlığına değinen Göçmen, ‘Tabii ki doktorluk, bu davalarda bana avantaj sağlıyor. Bir avukat meslek hayatı içinde belki yılda bir veya iki kez böyle bir davayla karşılaşıyor. Dolayısıyla deneyim az. Uzmanlık mahkemesi de yok bu alanda. YÖK sistemi içinde sağlık hukuku önemli bir dal olarak kabul edilmiyor. Doktora veya yüksek lisans eğitimi veren anabilim dalı yok hiçbir kurumda. Oysa dünyada tıp ve hukuk alanının ortak çalıştığı sağlık hukuku uzmanlık eğitimi veren kurumlar var’ diyor.

Son yıllarda hekimler arasında böyle bir trend olduğuna dikkat çeken ve aynı zamanda Atılım Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde sağlık hukuku dersleri de veren Göçmen ‘Mesleği bırakıp avukatlık yapan benden başka örnek yok sanırım. Onlar mesleki bilgileri açısından hukuk okuyorlar. Aslında her hekimin iyi bir hukuk eğitimi de alması gerekli. Eğitimin bir yılı belki bu konuya ayrılmalı. Türkiye’de yılda 250-300 ceza, 1000-1500 de tazminat davası açılır. Oysa Almanya’da bu sayı 30 bin civarında. Bunun sebebi gerçekten davalık konuların olmaması değil vatandaşın hukuk sistemine inancının zayıf olması, hekime karşı dava açmayı ayıp gibi algılaması veya nereye başvuracağını bilememesi, cesaret edememesi. Geçenlerde bir taksiciyle konuşuyor-dum, 15 yıl uğraşıp çocuk yapmışlar tüp bebekle ama hemşire çocuğa oksijen verirken özensizlik yüzünden bebeğin kör olmasına neden olmuş. Diğer hastalıkları için de aynı hastanede tedavi almaya devam ettiği için hem minnet duygusu hem de çocuğuma bakılmaz kaygısıyla hukuken hakkını arayamıyor’ diye konuşuyor.

Dava açacaksanız bunları bilin

DOKTOR ve avukat Erkin Göçmen bize tıbbi davalarla ilgili birkaç tüyo veriyor:

‘Maddi tazminat davalarında, dava açma riski ve yapılacak masrafların maliyeti çok yüksek değil. Talep edilecek tazminatı baştan belirleme zorunluluğu olmadığı için harcın ödenmesine gerek kalmıyor. Ama manevi tazminat davasında, ilerleyen süreçte rakamı artırmak vs mümkün olmadığı için baştan rakam belirleniyor, bunun yüzde 1.5’u harç olarak ödeniyor. Dava süresi içinde bilirkişilik ücretlerini de davacı yatırıyor (yaklaşık bin YTL’yi buluyor). Bir de baroların asgarisini belirlediği avukatlık ücreti var tabii ki. Tıbbi tazminat davalarının, Yargıtay aşamasıyla beraber sonuçlanması üç yılı buluyor. Ceza davalarında süreç daha da yavaş. Çünkü sağlıkla ilgili bütün ceza davaları Yüksek Sağlık Şurası’na (YSŞ) bildiriliyor. YSŞ bilirkişisi de yılda sadece birkaç kez toplanıyor. Yedi yıla kadar uzayan ceza davaları var. Oysa tazminat davalarında mahkeme bilirkişiyi kendisi belirliyor. Almanya’da bilirkişilik kurumu yok. Kamu hastanelerinin söz konusu olduğu davalar ister kamuya karşı idari mahkemelerde ister hekime karşı açılabilir. Ama kamuya karşı dava açmak daha güvenli. Zira hekimden kaynaklanmayan sistem hatası varsa davadan sonuç alınamaz.’

kaynak: kigem 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.